Categories: Genel

Sosyal Medyanın Acımasız Yüzü: Linç Kültürü

İsa tapınağa döndüğünde din bilginleri ona bir kadını getirdiler. Kadını orta yere çıkararak “Ey Öğretmen, bu kadın zina ederken yakalandı. Musa Yasa’da bize böyle kadınların taşlanmasını buyurmuştu. Sen ne dersin?” diye sordular. İsa eğilmiş, parmağıyla toprağa yazı yazıyordu. Durmadan aynı soruyu sormaları üzerine doğruldu ve şöyle cevap verdi:

“İçinizde kim günahsızsa, ilk taşı o atsın!”

[Yuhanna, 8]

Hepimiz doğduğumuz çevreyi özümseyerek hayat boyu yolculuğumuzda karşılaştığımız bireylerle, bulunduğumuz ortamlarla ve kültürel altyapımızla şekillendirdiğimiz düşünce paradigmamızla yaşamı algılamaya çalışırız. Linç kültürü, sosyal medyanın ortaya çıkmasıyla gerçekleşmedi. Sadece sosyal medya bunun ortaya çıkmasına aracı oldu. Tarih boyunca sürü içerisinde aykırılık; dışlanmaya, yalnız kalmaya ve yem olmaya sebep oldu. Bu sebeple insanlar dışlanmama gayesiyle sürünün peşinden koşmaya koyuldu.

Özellikle son yıllarda teknolojinin hayatımıza yoğun biçimde adapte olmasıyla beraber hızlı bir kültür şoku yaşadık. Bilmediğimiz, görmediğimiz kültürlere ve yaşamlara kolayca erişebiliyor ve farklı insanlarla tanışabilme imkânını yakalayabiliyorduk. Peki, kendi inançlarıyla ya da toplumun kendisine sunduğu bakış açısıyla uyuşmayan şeylere karşı nasıl bir tutum sergiliyorduk? Elbette “dışlayıcı”.

Peki, eleştirinin sınırı ne olmalı? Her fikir üzerine konuşulmaya, tartışılmaya, eleştirilmeye ihtiyaç duyar. Eğer bunlar yapılmazsa fikirler fikir olmaktan çıkıp kalıplaşır, bu fikrin savunucuları da ilahlaşır. Ancak burada sınırı belirleyen şey; küfür, aşağılama, ayrıştırma veya küçük düşürme şeklinde bir iletişim değil, ciddi biçimde öğrenmek, öğretmek ve merak etmek üzerine kurulu olmalıdır.

Peki, Nereye Doğru Evriliyoruz?

Gelişen teknoloji öyle ya da böyle hayatımızı mutasyona uğratacak, uğratmak zorunda. Yapmamız gereken şeyse eleştirel bakış açısı ve düşünce özgürlüğü perspektifini kazanmak ve kendimizi buna doğru evirmeyi bilmek. Karşıt görüşlere ve fikirlere ne kadar önyargılı davranırsak davranalım eninde sonunda o düşüncelerle yüz yüze geleceğiz. Bu, o kadar da kötü bir şey değil. Çünkü tarih boyunca bütün gelişmeler farklı fikirlerin söylenmesine izin verebilenlerin sayesinde gerçekleşmişti. Bazen yobazlığı bırakıp farklı ve yeni fikirlere açık olmak, hem kendi kişisel gelişimimiz hem de küresel bilgi birikimine katkıda bulunmak açısından daha faydalı olacaktır.

Deniz Öz

Recent Posts

Flow Film İncelemesi: Cesur Bir Kedinin Hikayesi

Suların her saniye biraz daha yükseldiği dünyayı yok oluşa sürükleyen bir selin ortasında yapayalnız küçük…

3 hafta ago

Yetenekli Şarkıcı Anıl Emre Daldal Röportajı

Yetenekli şarkıcı Anıl Emre Daldal'ın, müzikten hayata dair hikâyelerini bizlerle paylaştığı keyifli röportajımız sizlerle! Keyifli…

3 hafta ago

Stoacılık Nedir? Hayatı Anlamanın Felsefesi

"Tanrım, bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmek için kuvvet, değiştirebileceğim şeyler için cesaret ve bu ikisini birbirinden…

4 hafta ago

Hibrit Çalışma: İleriye Dönük Verimlilik Stratejileri

Merhaba sevgili KalemlİK okurları! Bugün sizlere son zamanlarda oldukça gündemde olan hibrit çalışma modeli ve…

4 hafta ago

Mart Ayı Etkinlik Takvimi #Ajanda

Merhaba Sevgili KalemlİK Okurları! Mart, baharın taptaze enerjisiyle kapımızı çalıyor! Soğuk kış günlerinin ardından doğa…

1 ay ago

Ait Olma Hissi İle Yabancılaşma Arasında

Siz hiç kendinizi farklı bir dünyadan gelmiş gibi hissettiniz mi? Sanki ait olmadığınız bir yere…

1 ay ago