Üniversiteye başladığımızda çoğumuzun aklında benzer sorular vardır: Hangi dersleri alacağım, kimlerle arkadaş olacağım, kampüste nerede vakit geçireceğim, mezun olduğumda ne yapacağım? Fakat üniversite hayatının başında fark etmediğimiz birkaç soru daha vardır: “Burada kendime ait bir yer bulabilecek miyim?” ve “Bunlar beni bir yere taşıyacak mı?”
Belki de öğrenci kulüplerinin en önemli işlevi tam olarak burada başlar.
Bir kulüp yalnızca etkinlik düzenleyen, toplantılar yapan veya özgeçmişimize ekleyeceğimiz bir satırdan ibaret değildir. Aynı ilgi alanının etrafında bir araya gelen insanların, zamanla ortak bir hikâye oluşturduğu küçük bir topluluktur. Zamanla önce arkadaşın sonra ailen olan birçok kişi… Bir etkinliğin hazırlığında sabahlarken, bir fikrin peşinden koşarken ya da hiç tanımadığımız biriyle aynı masada otururken kurulan bağlar; kulüp hayatını yalnızca “üniversite etkinliği” olmaktan çıkarır.

Çünkü kulüp dediğimiz şey aslında orada ortak hayallerin peşinden koşan, bizimle eğlenen, bizimle üzülen insanlarla kurduğumuz ilişkilerin toplamıdır.
Aidiyet de tam burada ortaya çıkar. Bir yere ait olmak, yalnızca o yerde bulunmak değildir. Oraya katkı sunduğunu, fikirlerinin önemsendiğini ve yokluğunun fark edileceğini hissetmektir. İlk toplantıda sessizce oturan birinin zamanla fikir üretmeye başlaması, bir etkinlikte görev alan insanların birbirine destek olması ya da aylar sonra hâlâ aynı insanlarla aynı heyecanı paylaşmak… Aidiyet çoğu zaman büyük anlarda değil küçük ve sıradan anların birikiminde oluşur.
Üstelik kulüpler yalnızca insanlarla değil kendimizle de tanıştığımız alanlardır. Bir etkinliğin en kritik anında bardağın dolu kısmını görmeye çalışırken bardağı bile göremediğiniz durumlarda ne yapacağınızı öğretir. Daha önce yapamayacağımızı düşündüğümüz bir işi üstlenir, hiç bilmediğimiz bir programı öğrenir, bir topluluk karşısında konuşur, hata yapar ve yeniden deneriz. Bazen bir projeyi yetiştirirken sabrımızı, bazen bir ekip çalışmasında sınırlarımızı, bazen de hiç beklemediğimiz bir anda güçlü olduğumuz yönleri keşfederiz.
Belki üniversite bittiğinde derslerin çoğunu, katıldığımız etkinliklerin ayrıntılarını ya da hangi toplantıda ne konuştuğumuzu hatırlamayacağız. Ama birlikte ürettiğimiz şeyleri, bir fikrin gerçeğe dönüşmesini ve “Ben burada bir şeyin parçasıyım.” hissini hatırlayacağız.

KalemlİK’in ilk yazısında kulüplerden bahsetmemizin sebebi de biraz bu.
Çünkü bizce üniversite yalnızca derslere girip çıktığımız dört yıldan ibaret değil. Bazen bir insanla, bazen bir fikirle, bazen de kendimizin daha önce tanımadığımız bir haliyle karşılaştığımız bir yolculuk.
Ve belki de bu yolculukta en güzel şey bir gün etrafımıza bakıp şunu söyleyebilmek:
“Ben burada kendime bir yer buldum.”
İlginizi çekebilir: Başarılı Prodüktör Berkay Duman Röportajı

Yorumlar