Edebiyat/Kitap

“İvan İlyiç’in Ölümü” Kitap İncelemesi



Ölüm ve yaşamın dengesi, mutluluğu arayış… Bu kavramlar binlerce yıldır insanoğlunun aklındaki soruların ve attığı felsefi temellerin başında gelmektedir. Bir kargaşanın içinde geçirdiğimiz günler aslında; yaşımızdan, statümüzden, maddi durumumuzdan ve diğer her şeyden bağımsız bir şekilde bizi tek gerçek olan ölüme doğru götürüyor. Bu düşüncenin insanın günlük hayatında yer etmesi paranoyayı ve sonsuz bir ölüm korkusunu getirebilirken hiç yer etmemesi de vakti yaklaştığında insanı hayrete ve derin bir çaresizliğe sürüklemektedir. İşte bu çelişki, Lev Nikolayeviç Tolstoy’un 1886 yılında yazdığı İvan İlyiç’in Ölümü romanında tüm yalınlığı ve çarpıcılığıyla yer almaktadır.  Okuduğumuz birçok kitabı veyahut izlediğimiz birçok filmi sonunu merak ettiğimiz için okuruz/izleriz. Burada belki de Tolstoy’un romanındaki en çarpıcı kısım, kitabın sonunu en başından hatta kitabın adından dahi bize söylemesi. Peki ya insan sonunu bildiği bir kitabı nasıl okuyabilir, hiç sıkılmaz mı? Dil, bu kadar yalın ve sürükleyici; konu ise tüm insanlığın genel problemi ve yanılgısı olunca sıkılmaz.

İvan İlyiç; genç, hırslı, yakışıklı ve sağlıklı bir yargıçtır. Hayatı boyunca her konuda en iyi olmaya alışmış (öyle ki ailesinin dahi en sevdiği çocuğu) ve bu hırs onu daha çok çabalamaya daha da yükselmeye itmiştir. Mesleğinde oldukça başarılı olan İvan, hırsın ve makamın yozlaştırmadığı sayılı insanlardandır. Hayatını bu koşuşturmacanın içinde geçirse ve zaman algısını kaybetse dahi toplumdaki genel normlar esas alınırsa iyi, düzgün bir insandır İvan İlyiç. Yaşadığı süre boyunca kendi dünyasında her şeyi birbirine bağlayan bir kavram üzerine yoğunlaşmıştır: Comme il faut (olması gerektiği gibi).  Olması gerektiği gibi yaşadığını düşünen ve kendine sürekli bu soruyu tekrar eden İvan İlyiç nasıl yaşadığını bu denli kafaya takarken asıl gerçek olan ölümü unutmuştur. Bu da onu zamanı geldiğinde hayrete düşürecek yegâne şey olacaktır. “Gaius insandır, insanlar ölümlüdür, o zaman Gaius da ölümlüdür.” Karşılaştırması İvan İlyiç’e ömrü boyunca doğru gelmiş ancak bu örneği sadece Gaius ile bağdaştırmıştır, bu karşılaştırmadan kendisine bir pay çıkarmamıştır.

İvan İlyiç evlenir, çocuk sahibi olur. Eşi kıpır kıpır, çocukları ise musmutludur. Bu mutluluk İvan’ın hayatına da yansır ve yılları başarılı, sağlıklı, mutlu bir şekilde geçmeye devam eder. Ta ki İvan İlyiç çok basit bir kaza geçirene ve bu kaza yüzünden sağlığı bozulana dek. İvan İlyiç’in kendisine hiç uğramayacağını sandığı ölüm yaklaştıkça, dünyayı olduğu gibi görmeye başlamıştır. Hastalığı karısı ve çocukları dahil kimsenin umurunda değildir. İvan İlyiç en iyi doktorlara gider, son güzel günlerini randevudan randevuya doktordan doktora geçirir ancak nafile, ortada büyüyen bir hastalık ve bundan ölümüne korkan bir insan vardır. İşte Tolstoy’un bu şaheseri sıradan bir insanın sıradan sevinçlerini, korkularını, hırsını anlatarak bize aynı sıradanlıkta bir ölüm sunar. Bu yönden Tolstoy, herkesi üzerine düşünmeye iten ve hayatın anlamsızlığını çarpıcı bir şekilde yüze vuran bir roman yazmıştır. İvan İlyiç insandır, insanlar ölümlüdür, o zaman İvan İlyiç de ölümlüdür. 

 

İlginizi çekebilir: Başarılı Müzisyen Burçe Karaca Röportajı

Kültür/Sanat
Sanat ve Nörolojinin Buluşması: Nörostetik
Kültür/Sanat
Sanat: Sokaklardaki Tuvaller ve Melodiler
Edebiyat/Kitap
21. Yüzyılın Edebiyatı Ne Anlatıyor?
Henüz bir yorum yok.