Bilgi dolu içerikleriyle dikkat çeken Nil Şahlıoğlu ile çok güzel bir röportaj gerçekleştirdik.
1. Öncelikle röportajı kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz, biraz kendinizden bahseder misiniz?
Adım Nil, 22 yaşındayım. Boğaziçi Üniversitesinde Türk Dili ve Edebiyatı okuyorum. Son sınıfım şu anda ama 5. yılım. Bilerek uzattım diyebilirim okulun her şeyinden faydalanmak için. Yaklaşık geçen sene şubat mart ayları gibi Instagram’da içerik üretmeye başladım. Yani daha bir yıl bile olmadı baktığınızda, yeni sayılırım. Şu anda da açıkçası daha çok sosyal medyaya önem veriyorum çünkü buna iş olarak bakıyorum. Mezun olduktan sonra tamamen oraya odaklanmayı düşünüyorum. Aklımda yüksek lisans planları da var.
2. Sanata olan ilginiz nereden geliyor?
Sanata olan ilgim aslında çok temel bir yerden geliyor. Kendimi ve hayatı anlamlandırma çabası diyebilirim. Tabii ki her sanat eseri hayatı anlamlandırmak ile ilgili değildir ama sanatçının kendi kişisel yorumunu görmek, farklı açılardan bakabilmek; bir sanat eseri bana estetik gelmese de onu anlayabilmek ufkumu genişletiyor.
3. Motivasyonunuz hep böyle güçlü müydü yoksa sadece sanata karşı mı böyle?
Genel olarak kendimi çok disiplinli biri olarak tanımlarım. Çevremde de çoğu insan bana bunu söyler. Genellikle “Moduna değil planına uy.” şeklinde ilerlemeye çalışırım.Ama bir yandan motivasyon anlamında çok siyah beyaz bir insanım. Ya çok motiveyimdir ya hiç değilimdir.
Hayattaki her alana karşı motivasyonumu sürdürülebilir şekilde ilerletmeye çalışıyorum.
4. Bir tarihî dönemde yaşayabilme şansınız olsaydı hangi dönemde yaşamak isterdiniz?
Cumhuriyetin yeni kurulduğu dönemde yaşamak isterdim, teknoloji de çok yokken daha böyle yavaş bir yaşam, onu isterdim. Ama onun dışında daha da geride Antik Mısırı da görmeyi çok isterdim.

5. En sevdiğiniz 3 kitap nedir?
Son zamanlarda ikinci kez okuduğum İhsan Oktay Anar’ın Suskunlar romanını ben çok seviyorum. Divan edebiyatında nesir okumayı seviyorsanız çok seversiniz muhtemelen.
Böyle en kaba tabiriyle divan nesrinin çağdaş bir uyarlaması gibi geliyor. Okunması zor, içinde birazcık tasavvuf olması da benim çok hoşuma gidiyor. İlk üçe girer kesinlikle. Nietzsche Ağladığında romanını çok seviyorum. Üniversiteye başlamadan okuduğumda çok etkilenmiştim. Onun dışında teorik bir kitap olarak Ahmet Yaşar Ocak’ın Tanrının Kural Tanımaz Kulları diyebilirim. Bunu da bu kadar sevmemin sebebi her okuduğunuzda her yeni bir bilgiye şok olduğunuz bir kitap olması.
6. Kendinize yakın gördüğünüz veya “en sevdiğim” diyebileceğiniz bir ressam var mı, neden?
Botticelli. Ben tablolarına baktığımda çok büyüleniyorum. Ardındaki hikâyeden de öte bunlardan tamamen bağımsız olarak baktığımda dahi renkleri çok hoşuma gidiyor.
Örneğin Venüs’ün Doğuşu, zaten çok bilinir. Baktığımda peri diyarından fırlamış gibi geliyor.
Renkleri çok yumuşak geliyor çok hoşuma gidiyor. Her yerde peri tozu varmış gibi, her tablosunda bu varmış gibi geliyor. O yüzden bana çok iyi hissettiriyor.
7. Bir süre önce takipçilerinizle bir kitap kulübü sürecine başladınız. İleride bunu yüz yüze yapma veya bir buluşma düzenleme planınız var mı?
Kesinlikle var ama nasıl olacağını bilmiyorum. Biz bu kitap kulübü projesini bir yayınevi ile birlikte yapıyoruz. Onlar bana böyle bir teklif sundular. Benim de kafamda aslında böyle bir şey vardı ama cesaret edemiyordum, insanlar katılır mı ilgi çeker mi vs diye düşünüyordum.
Onlar bana gelince tabii cesaretlendim ve katılım beklediğimin çok daha üstünde oldu.
Bunu yüz yüze yapmayı yine yayıneviyle de konuşuyoruz ama ben bunu bağımsız olarak da gerçekleştirme istiyorum, daha böyle klasik eserler üzerinden olacak şekilde çünkü dünya klasikleri üzerinden yapmamı isteyen de çok fazla var. Planımız var ama ne zaman ne şekilde olur bilmiyorum bir şekilde duyurusunu yaparız diye düşünüyorum. Çok daha güzel ve samimi olur böylece.
8. Kendi deneyimlerinizden de yola çıkarak üniversite öğrencileri neden Erasmus yapmalı? Avantajları ve dezavantajlarıyla bize bahsedebilir misiniz?
Bence dezavantajı yok. Tek dezavantajı şu olabilir, gittiğiniz ülkeye de bağlı olarak insanların bizlerdeki gibi dertleri olmayarak yaşadığını gördüğünüzde üzülüyorsunuz. Bunu görmek insanı çok üzüyor. Türkiyeye döndüğünüzde yaşamınıza çok zor bir şekilde devam ediyorsunuz. Dezavantajı bu bence. Ama avantajı kesinlikle fırsatı varsa her öğrenci yapmalı.
Çünkü konfor alanınızdan çıkıyorsunuz. Bu 20’li yaşlarda kendinize yapabileceğiniz en doğru şeylerden birisi. En sonunda hiçbir zaman keşke yapmasaydım demiyorsunuz. Bambaşka insanlarla tanışmak, bambaşka kültürlerden insanlarla tanışmak ufkunuzu öyle bir genişletiyor ki ve sizin doğrunuzun onların doğrusu olmayabileceğini görmek çok önemli bir şey. Türkiyedeki insanların en büyük problemi bu maalesef herkes böyle dogmatik bir şekilde kendi doğrusunun herkesin doğrusu olduğuna inanıyor. Bunu deneyimleyerek öğrenmek bence çok kıymetli. Yani Erasmusun sonucunda insan olarak değişiyorsunuz, olgunlaşıyorsunuz.

9. En sevdiğiniz yazar kimdir?
Ahmet Hamdi Tanpınar. Bu da çok zor bir soru. Baktığınızda Ahmet Hamdi Tanpınar’ı niye çok seviyorum ve niye onu seçtim? Çünkü birincisi okurken beni rüyada gibi hissettiriyor. İkincisi Türkçeyi çok zarif bir şekilde kullanıyor. Estetik anlamda Türkçeyi nasıl böyle kullanabilir diye okumak bile çok hoşuma gidiyor. Üçüncüsü kurgusal olarak zor okunan bir kitap olması, direkt her şeyi bana apaçık vermemesi. İşin içinde bilinçaltı olması daha böyle zor bir okuma olması. Bana oyun gibi geliyor okumak. Ki Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dili çok akıcıdır o anlamda da zor değil. Tabii ki edebiyat tarihçisi kimliğim ile birlikte arka planda bunları biliyor olmam da çok hoşuma gidiyor. O yüzden buna cevap olarak Tanpınar diyebilirim. Okumuş olan çoğu insan da Tanpınar der bence buna.
10. Son olarak, KalemlİK okurlarına vermek istediğiniz bir tavsiye var mıdır?
Birinin size gelip şunu çalış demesini beklemeyin. Kendiniz nereyi merak ediyorsanız oradan kendiniz araştırmaya başlayın. Kaynaklara da çok takılmayın, tabii ki çok fazla bilgi kirliliği var ama önemli olan merakınızı uyanık tutabilmek. Kendinizi entelektüel anlamda geliştirmek istiyorsanız ilginizi çeken alana yönelin ve kendinizi dinleyin. Konu, sanat tarihi, tarih, edebiyat olduğunda genellemelerden kaçınmak çok önemli; herhangi bir şey hakkında okurken çok radikal cümleler görebilirsiniz, siyah beyaz bakmaktan kaçının çünkü insan hiçbir zaman siyah beyaz bir varlık olmamıştır.
İlginizi çekebilir: Mart Ayı Etkinlik Takvimi #Ajanda

Yorumlar