Edebiyat, çoğu zaman yazılan kelimelerle değil yazarın bilerek yazmadıklarıyla şekillenir. Modernist dönemde ortaya çıkan ve edebiyat çevrelerinde bile çok az bilinen bir teknik vardır: görünmez cümle. Bu teknik, metnin içine fiziksel olarak bir boşluk yerleştirilmesine dayanır. Yazar o boşluğu gerçek bir cümle gibi düşünür fakat onu asla yazmaz. Okur bu boşluğu fark etmez çünkü orada yalnızca tipografik bir duraksama vardır ama metnin duygusunda, ritminde ve akışında belirgin bir değişime sebep olur. Okur, eksikliği bilinçsizce hisseder ve o eksikliği kendi zihniyle tamamlar. Böylece metnin anlamının bir parçası artık yazarda değil okurdadır.
Bu tekniği en ince şekilde kullanan isimlerden biri Virginia Woolf olarak bilinir. Woolf, metni yazarken kimi paragrafların ortasında duygusal bir durak olarak düşündüğü boşluklar bırakırdı. Woolf’a göre bazı cümleler yazıldığında büyüsünü kaybederdi. Duygunun ham hali kelimeye döküldüğünde hafifler hatta bazen yanlış anlaşılırdı. Bu nedenle bazı duyguları kelimelere teslim etmek yerine okurun sezgisine bırakmayı seçerdi. Böylece metin, yazarın kontrolünden çıkıp okurun iç dünyasına doğru hareket ederdi. Okur o boşlukta hem kendi deneyimini hem de yazarın sustuğu şeyi duyardı.

Görünmez cümle, Woolf’un bilinç akışında ince bir durak olsa da farklı yazarlarda kendini daha sert ve keskin bir biçimde gösterir. Örneğin, Ernest Hemingway’in “buzdağı” veya “atlama” olarak bilinen teorisinde de bu gizleme eyleminin izlerine rastlanır. Hemingway yalın, diyalog ağırlıklı metinlerinde; okuyucunun kendi başına bulabileceği her şeyi atar. Bu yüzden karakterlerin hislerinin veya geçmiş travmalarının %80’i suyun altında, yani yazılmamış olarak kalır. Burada amaç okuyucuyu anlamı ve duygusal gerçeği yüzeyin altındaki boşluklardan çıkarım yaparak bulmaya zorlamaktır. Görünmez cümle, aslında edebiyatın en eski sorusunun modern bir cevabıdır: “Bir metni gerçekten kim tamamlar? Yazar mı, yoksa okur mu?” Bu teknik, cevabı açıkça okura verir. Yazı bitmiş görünse bile anlam hala açıktır. Okur; kendi geçmişini, kendi duygularını, kendi sezgilerini o boşluğa yerleştirerek metni tamamlar. Her okur aynı satırı okur fakat o boşluğu birbirinden farklı cümlelerle ve hislerle doldururlar. Bu yüzden görünmez cümle, yazının en demokratik alanıdır; yazar susar, okur konuşur.

Bugün pek çok edebi metin anlatımı güçlendirmek için noktalama, imge ya da ritim gibi araçlara başvurur. Fakat çok az yazar yokluğun da anlam yaratabileceğini düşünür. Oysa görünmez cümle bize şunu gösterir: Bazen metni tamamlayan şey yazılan değil bilerek gizlenendir. Kelimelerin açıklayamadığı duygular o küçük boşluklarda var olur ve bazen en çarpıcı cümle, hiç yazılmamış olandır.
İlginizi çekebilir: Medeniyetin Doğduğu Yer: Göbeklitepe

Yorumlar