Edebiyat/Kitap

Türk Edebiyatında Sarsıcı Bir Ses: Hakan Günday


Hakan Günday, Türkiye’de pek çok yazarın yapamadığını cüretkâr kalemi ile yapmış bir yazardır. Türkiye’de yeraltı edebiyatının en önemli temsilcilerindendir. Dünyanın, yaşamanın ve bir insanın iç dünyasının ne kadar karanlık gerçeği varsa sırtlayıp önümüze koymuştur.
Hakan Günday, ilk romanı Kinyas ve Kayra’yı 24 yaşında yayımlamıştır ve roman ilk yayımlandığı yıllarda çokça tartışmaya yol açmıştır. Çünkü o yıllarda her şeyi filtresiz bir şekilde kâğıda döken kişi sayısı yok denecek kadar azdı.

Hakan Günday; kısa cümleleri, kelime tekrarları ve devrik cümleleri ile okuyucuya yoğun duygular hissettirmeyi başaran etkileyici bir üsluba sahiptir. Karakterin psikolojisinin ve iç dünyasının en derinlerine kadar iner, açılmamış kapıları aralar, bir zihnin en ıssız noktalarını okuyucuya karakter üzerinden gösterir.

Kitaplarında her konudan bir şeyler öğrenebilir ve hayatın her alanından izler bulabilirsiniz.
Bir yandan çok sürükleyici bir roman okurken bir yandan da genel kültürünüzü geliştiren, yadsınamayacak derecede felsefik bir kitap okuyor olacaksınız. Bu bağlamda, hiçbir şey olmayıp aynı zamanda her şey olabilmenin tadını okuyucuya verebildiği kadar vermiştir.
Kitaplarının felsefik yönünü daha iyi anlatmak adına Kinyas ve Kayra’dan bir alıntı yapmak istiyorum:
“Platon’un mağara istiaresine karşılık, ben de kuyu istiaresini yazdım: Doğdukları andan itibaren düşen insanların yanlarından hızla geçen fırsatlara ve başka insanlara tutunup tırmanmalarını ve bunu sadece doğdukları andaki yüksekliklerine erişebilmek için yaptıklarını anlattım.”

Hakan Günday’ın her kitabının başka bir konusu olmasına ve kronolojik okunmalarına gerek olmamasına rağmen kitaplarında birbirine atıflar mevcuttur. Örneğin, el dövmelerinin insandaki yeri hakkında birden fazla kitabında yazmıştır.

Hakan Günday, Brüksel’de siyaset bilimi ve Ankara’da Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde okumuştur ve bunun izleri kitaplarında görülür. Bu izlerden birini Daha kitabında görebiliriz:
“Diktatörlükte kafesin kapısı birden açılır ve içeri aç bir aslan atılırdı. Ama demokrasi, insanın ne tür bir hayvanla kafese kapatılacağını seçme özgürlüğüydü.” Şimdi ise Hakan Günday’ın birkaç kitabının konusuna değinmek istiyorum. Daha’da insanın hükmetme arzusuyla ilkelliğine dönebileceğini ve gücü elinde tutan insanın, diğer insanı çıkarları uğruna nasıl oyuncağa çevirebileceğini anlatır. Az’da ise şiddetle yoğrulmuş iki hayatın; bütün alfabeyi karanlık geçmişlerinde tükettikten sonra birbirlerine kavuştuklarında söyleyebilecekleri sadece iki harf kalışını, A ve Z kalışını, bir insanı az sevmekten ötesinin olmadığını anlatır.
Kinyas ve Kayra’da; masanın başında hissetmeyi unutmuş birisi, sandalyede zihninin katili olmaya çalışan birisi var. Hatta o hâlâ birisi mi? Belirsiz. Bir kayığa binmiş sürükleniyorlar kitap boyunca. Sonra o kayığı da yakıyorlar, “Madem ölmedik, yaşayalım o zaman” diyorlar.

Hakan Günday, bir kere okunduğunda, bahsettiği her konuya getirdiği kendine özgü eleştirileriyle akıllarda kalacaktır. Bu yazıyı, Kinyas ve Kayra’nın 18. yıl özel baskısının ön sözünden bir alıntı ile bitirmek istiyorum: “Türkiye’yi çevreleyen denizlere değil de ‘okyanus’a bakıyor roman karakterleri, sesini dinliyorlar geceler boyu büyük dalgalarının. Kinyas ve Kayra’nın okurda yarattığı ‘tsunami’ etkisinde mutlaka bir rolü olmalı bu okyanusun.”

İlginizi çekebilir: Mutluluk Hormonunun Psikolojiye ve Davranışa Etkisi

Edebiyat/Kitap
Destanlar ve Türk Toplumu
Edebiyat/Kitap
Huzur Romanı İncelemesi
Edebiyat/Kitap
Kitaplardan Uyarlanmış En İyi Türk Dizileri
Henüz bir yorum yok.