Edebiyat/Kitap

Huzur Romanı İncelemesi


Türk edebiyatının bel kemiklerinden biri olan Ahmet Hamdi Tanpınar modernist yazarlarımızdan biridir. Romanlarında toplumsal ve bireysel konuları farklı şekillerde ele alan Tanpınar, bu konuda diğer yazarlardan ayrışır. O; eserlerinde, spesifik bir dünya görüşü belirtmemiştir. Bu durum, Tanpınar’ın zamanında anlaşılamamasına hatta yanlış anlaşılmasına sebebiyet vermiştir. “Huzursuzluğun romanı” olarak tanımlanan Huzur romanı da böyle bir eserdir. Ahmet Hamdi Tanpınar, romanda toplumsal sorunlara ve toplumsal sorunların yaratmış olduğu bireysel sorunlara değinir. Huzur, ll.Dünya savaşının başlamak üzere olduğu o buhranlı günlerin romanıdır. Dolayısıyla romanda, bu sıkıntılı hal çeşitli betimlemeler ve romanın ana karakteri olan Mümtaz’ın ruh tahlilleri ile anlatılır.

Mümtaz; çocukluk yıllarında, anne ve babasını savaşın kaosunun yaşandığı bir zamanda kaybeder. Yaşananlar Mümtaz’ın kişiliğine de tesir eder. Mümtaz yaşadıklarının ruhunda bıraktığı derin izlerle varoluşsal krizler yaşamaya başlar. Babasını kaybettikten hemen sonra tanıştığı köylü bir genç kızla yaşadığı aşk, Mümtaz’ın tüm hayatına sirayet edecek bir suçluluk psikolojisini doğurur. Bu suçluluk duygusu, Mümtaz’ı yaşamı boyunca takip edecek, hayatındaki tüm kayıplardan hatta babasının ölümünden bile kendini sorumlu tutacağı bir çıkmaza sürükleyecektir. İçinde bulunduğu bu çıkmaz Nuran’la olan ilişkisine de tesir edecektir. Mümtaz içten içe yaşadığı her güzel şeyde suçluluk hisseder, bu duyguyu da estetizmle bastırır.

Kitap dört bölümden oluşmaktadır. Her bölüm başka bir duyguyu ve dinamiği ele almaktadır. Romanın ilk bölümünde Mümtaz’ın babası gibi gördüğü İhsan’ın hasta olması romanın “sıkıntılı” ve “karamsar” bir başlangıç yapmasına neden olur. Nuran ile Mümtaz’ın yaşadığı aşkın anlatıldığı ikinci bölüm estetizmin, musikinin ve doğanın ortaya çıkmaya başladığı bölümdür. Üçüncü bölümde ise nihilist bir karekter olan ve evli olmasına rağmen Nuran’a ilgi duyan Suat, Mümtaz’ın evinde intihar eder. Neticesinde Suat’ın intiharı ile birlikte Nuran ve Mümtaz’in aşkı da son bulur. Dördüncü bölüm romanın son bölümüdür. Tanpınar dikkatimizi Doğu-Batı sorunuyla yaklaşmakta olan savaş ve savaşın doğurduğu kaosa çeker. Yanlış Batılılaşma Tanpınar tarafından ihtiyatla ele alınan konulardan biridir.

Huzur’dan derinlemesine bir anlam çıkarmak için karakter analizi büyük bir önem taşımaktadır. Kitabı anlamak için üç karakteri iyi anlamak ve tanımak gerekir; Mümtaz, Nuran ve Suat:

Huzur’un ana karakteri Mümtaz hassas mizaçlı, hayal kuran, marazlı bir ruha sahip olan, Nuran’ın deyimiyle “ Zihinde yedi asrın ölüsünü gezdiren…” birisidir. Çocukluğundan itibaren birçok zorluğa göğüs geren Mümtaz kitabın ilerleyen bölümlerinde çaresizliğe ve karamsarlığa düşer.

Nuran fiziksel güzelliğinin yanında ince bir ruha sahiptir. Kültürlü bir ailenin kızı olan Nuran, ailesinden gördüğü eski Türk kültürünü ve musikisini içselleştirmiş bir karakterdir. Nuran, Mümtaz’a göre “Hayatın öz kaynağı, bütün gerçeklerin annesidir.”

 

Suat, toplumsal ya da ahlaki hiçbir değeri tanımayan, bencil, Tanrıyı reddeden, mesuliyet duygusu hissetmeksizin yaşayan iç meseleleri, fikirleri ve davranışlarıyla toplum tarafından kabul görmeyen bir karakterdir. Suat karakteri birçok eleştirmen tarafından “Dostoyevksi’den gelme bir karakter” olarak tanımlanır. Suat dünya görüşünü “Niçin hayatımı en manasız şekilde budalaca yaşadıysam , niçin eğlendiysem, niçin içtiysem, niçin evlendiysem. Zamanı öldürmek için.” şeklinde ifade eder.

Bunların yanı sıra, Huzur romanı savaş kritiği niteliği taşıyan ve edebiyatımızdaki yerleşik savaş algısının dışına çıkan, hatta bu anlayışa yer yer meydan okuyan bir romandır. Romanın her bölümü “yer yer patlamak üzere olan İkinci Dünya Savaşı’nın tehditli havasını” hissettirir. Kitabın başından itibaren savaş konusu zaman zamana okurun gündemine getirilir. Mümtazın çocukluğundan beri savaş sebebiyle kaybettiği insanlar ve edindiği korkular savaşın birey üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çeker. Mümtaz’ın deneyimlediği kimliksel çatlak Mümtaz’ın çocukluğundan kalma yıkım ve suçluluk duyguları dahil bütün bireysel ve toplumsal krizler ve yeni bir savaş beklentisi nedeni ile derinleşir. Huzur romanı aslında savaş karşıtı bir romandır. Tanpınar Milli Mücadele ile harap olan Türk ulusunu ve çağdaş medeniyetlerde olası ikinci bir dünya savaşı ile tekrar orataya çıkan kaotik ortamı temsilen Mümtaz üzerinden savaş karşıtı bir anlatı üretmiştir.

Huzur romanını okuyan bir okur hem duygusal olarak beslenir, hem toplumsal açıdan kimliksizlik hakkında fikir sahibi olur, hem de dönemin insanının savaşa olan bakış açısını ve savaş korkusunun doğurduğu duygu ve yaşantıları gözlemleme fırsatı elde eder. Roman faydalarının yanında aynı zamanda yapısal ve kurgusal anlamda okunması zor ama oldukça zevkli bir romandır. Özetle Huzur bize verdiği toplumsal ve bireysel mesajlarla huzursuzluğun başyapıtıdır.

İlginizi çekebilir: Endüstri 4.0 Bitiyor Mu?

Edebiyat/Kitap
Sabahattin Ali ve Şiirlerinden Uyarlanan Şarkılar
Edebiyat/Kitap
Dünya Klasikleri Önerileri
Edebiyat/Kitap
İstanbul’u İlham Alan Şairler
Henüz bir yorum yok.