Genel

Mitoloji ve Türk Dünyası


Mitoloji dendiğinde hepimizin aklına Yunan veya Antik Mısır geliyor olabilir. Çoğumuz Türk mitolojisi hakkında yeterli bilgiye sahip değiliz. İnceleme fırsatı bulduğumuzda görüyoruz ki köklü bir geçmişten gelmemizin de vesilesiyle kahramanlık ve doğaüstü varlıklara ait birçok hikâyemiz var. Bilinmesi gereken başlıkları siz sevgili KalemlİK okurlarımızla paylaşmak isterim.

Mitoloji, kelime anlamı olarak mitleri inceleyen ve yorumlayan bilim dalıdır. “Türk Mitolojisi” kavramıyla da geçmişten günümüze bütün Türk boylarına ait hikâye, masal, efsane, mit ve destanların bütününü anlayabiliriz. Türk mitolojisi, birçok araştırmacıya göre tek tanrıcı bir temelden, zamanla çok tanrıcı bir biçime doğru gelişmiştir. Türk halklarının temasa geçtikleri farklı dinlerden de bazı izler bulunmaktadır. Bu yüzden inançtaki farklı unsurlar göz önünde bulundurulduğunda “Türk Mitolojileri” kavramı da tercih edilmektedir.

Peki başlıca tanrı, tanrıça ve figürler nelerdir? Gelin birlikte inceleyelim.

Öncelikle tanrı anlamına gelen Tengri’den bahsedelim. Gök Tanrı (Kök Tengri), her şeyin yaratıcısıdır ve tüm evrene hükmeder. Eski Türkler, Gök Tanrı’ya saygılarını sunmak için kutsal kabul edilen kayın ağacının çevresinde kurban törenleri de yapmışlardır.

Kayra Han, “Yaratıcı Tanrı” veya “Baş Tanrı”dır. Diğer bütün tanrıların yaratıcısıdır. İnsanoğlunun “ata” ve “ana”sıdır. Yeryüzünü yaratıp; dokuz dallı, yer ile göğü birbirine bağlayan “Uluğ Kayın” (yaşam ağacı) adı verilen bir ağaç dikmiştir. İnsanların atası olan dokuz kişi de bu ağacın dallarında türer ve dokuz boy ortaya çıkar. Erlik Han’ı cezalandırdığı ve yer altı tanrısı olma emrini verdiği bilinir.

Erlik kötülük, Ülgen ise iyilik tanrısı olarak bilinir. Erlik insan için acı, eziyet ve ölümle eşdeğerdir ve kötü ruhların başıdır. Yeraltı diyarında kara çamurdan veya duvarla çevrili kara demirden bir sarayda yaşar. Erlik’in sarayı insanların gözyaşlarından oluşan dokuz nehrin birleştiği yerde veya korkunç su canavarlarıyla dolu olan denizin yanında bulunmaktadır. Ülgen ise altın dağda ikamet eder ve ay ile güneşin ötesinde olan altın bir taht üzerinde oturur. Gökyüzünü yönetir. Tanrı Ülgen biri ak biri kara taşla insanlara ateşin nasıl yakılacağını öğretmiştir.

Umay Anadoğum ve bereketin sembolüdür. Kadınları, çocukları ve hayvanları koruyan tanrıça olarak bilinir. Doğacak olan çocukları belirler ve onları korur. Gümüş renkli uzun saçları ve üç boynuzu vardır. Çocuğu olmayan kişiler, kendisine kurban adar.

Oğuz Kağan, Türk soyunun hikâyesini anlatan en önemli destanlardan birinin ana karakteridir. Tüm Türk boylarının atası olduğuna inanılır. Doğar doğmaz çiğ et yemeye başlayan, ağzı ateş gibi, teni maviye dönük kudretli bir karakter olarak tasvir edilir. Tarihte Oğuz Kağan Destanı dışında yer aldığı hiçbir kaynak yoktur. Oğuz Kağan’ın Gök Han, Ay Han, Yıldız Han, Gün Han, Dağ Han ve Deniz Han isminde altı oğlu vardır ve oğulları Oğuz boylarını meydana getirir.

Bir diğer destan karakteri olan Asena, Türeyiş Destanı’nda anlatılan bir dişi kurttur ve Göktürklerin soyu bu dişi kurdun yavrularından birinden gelmektedir. Ancak Asena için erkek kurt ifadesi de kullanılır. Destana göre; Lin Devleti’nin saldırısıyla tamamen öldürülen Göktürkler içinde, yalnızca on yaşında bir çocuk sağ kalır. Lin memleketinin askerleri, çocuğun çok küçük olduğunu görünce acırlar ve öldürmezler. Çocuğun el ve ayaklarını kesip bir bataklığa bırakırlar. Bu sırada çocuğun etrafında bir dişi kurt peyda olur ve çocuğu etle beslemeye başlar. Çocuk büyüdüğünde ise dişi kurtla çiftleşir ve kurt hamile kalır. Bir mağaranın içinde on çocuk doğurur. Zaman içinde her birinden bir soy türer. Göktürk devletinin kurucularının geldikleri Aşina ailesi bu on boydan biridir.

Biraz da günümüzde insanoğluna mitoloji etkileri nasıl olmuş, bundan bahsedelim. Türk mitolojisi incelendiği zaman kırk sayısının birçok yerde geçtiği görülür. Günümüzde doğum veya ölüm sonrası kırk gün geçmesinin ardından “kırk mevlüdü” okunmaktadır ve kişinin “kırkı çıktığı” dile getirilmektedir. “Kırk dereden su getirmek”, “kırk yılda bir” gibi sözler de mitoloji ile bağlantılı deyişlerdir.

Çaput bağlamak da Kayra Han’ın dikmiş olduğu Ulukayın isimli kutsal ağacın dallarına bağlanan bezler sayesinde insanların dileklerin kabul olmasından gelmektedir.

Umay kültüyle ilişkili inançlardan biri göbek bağıdır. Eski halkların, göbek bağını akçaağaç kabuğuna sararak evin içinde ocağın yakınına bir yerlere gömdükleri söylenir. Muhtemelen çocuğun gelecekte evine bağlı olması için ocağın yakınına gömülen göbek bağı, günümüzde çocuğun nereyle bağı olması isteniyorsa oraya gömülmektedir.

Lohusa hummasını temsil eden Al Karısı’na olan inanç da devam etmektedir. Lohusa kadını yalnız bırakmamak, ışıkları sürekli açık tutmak, başucuna Kur’an-ı Kerim koymak, yüzünü kırmızı örtü ile örtmek gibi yöntemler vardır.

Akşamları saç kesilmez ve çöpe atılmaz, tarandıktan sonra toplanır ve bir yere saklanır, çünkü öldükten sonra insanın ruhu bütün dünyayı dolaşıp o saçı bulmalıdır. Kapı eşiğinde durulmaz; çünkü Erlik’in kızları insanın canını alıp götürebilir. Köpek uluması ölümün habercisidir. Bunun sebebi köpeklerin iyi, kötü ruhları ve insan ruhunu görebildiği düşüncesidir. Kurşun dökme, göz değmesine karşı nazar boncuğu takma ve “tu-tu-tu”lama bunların en yaygın olanlarındandır.

Buraya sığmayacak kadar çok sayıda hikâye ve karakter olduğunu söyleyebilirim. Hikâyelerin farklı Türk boylarında farklı şekillerde anlatılmış olması mitoloji dünayamızı zenginleştiren etkenlerden biridir. Aynı zamanda eski toplumların bakış açısını anlayabilmek adına da çok değerlidir. Umarım bu yazıyla mitoloji ve Türk dünyasının kafanızda şekillenmesine fayda sağlayabilmişimdir. Daha da yakından incelemenizi tavsiye ederek yazımı sonlandırıyorum…

İlginizi çekebilir: Kraliçe II. Elizabeth: Kraliyet Çınarı’nın Yaşamı

Genel
Beklenen Olası İstanbul Depremi
Genel
Peter Pan Sendromu: Gerçek Dünyaya Uyanma Korkusu
Genel
Hafta Sonu Evde Keyifle Kal #4
Henüz bir yorum yok.