Röportaj

Yetenekli Şarkıcı Mine Özgüle Röportajı


Yetenekli şarkıcı Mine Özgüle’nin, senaristlikten müziğe hayata dair hikâyelerini bizlerle paylaştığı keyifli röportajımız sizlerle! Keyifli okumalar!

Senaristlik ve oyunculuk yaptığınız bir dönem oldu. Yakın zamanda bu alanda planladığınız bir projeniz var mı?

Benim yazdığım bir dizi var aslında. Karantinadayken uzun metraj yazmıştım çünkü film okulunu kazanıp oraya gidecektim ama üzerinden 2 yıl geçti artık, bambaşka bir yere döndü hayatım. O dönemde bana bir platformdan dizi teklifi geldi, ben de karantinada yazdığım uzun metrajı diziye dönüştürdüm. 10 bölümlük, üniversiteden mezun olan ve hayata tutunmaya çalışan bir kadın dizisi. Ama bazı nedenlerden dolayı olmadı. Benim isteğim o diziyi tamamlayabilmek. Sonrasında da yönetmek ya da oynamak. Bunun dışında benim yazmadığım bir dizi veya filmde oyunculuk yapma hayalim yok. Senaryo yazmaya hep devam ediyorum.

“Singlelar”ınız yoğun ilgi görüyor, peki bizi bekleyen bir albüm çalışmanız olacak mı?

Yazın başında 5 şarkılık bir EP yayınlayacaktık ve o şarkılar hala hazır, bekliyorlar. Ama ben bunu karar verdikten 2 ay sonra Spotify’daki bütün EP’leri tek tek dinleyici oranına göre ne kadar dinlenmiş diye inceledim. İnanılmaz kötü bir durum var ortada. Çünkü insanlara bakın burada paket bir şey var ve hepsiyle tek tek ilgilenin demek bu dönemde çok zor. Üzücü bir durum bence, mesela benim hayal ettiğim EP’de 5 şarkı da birbiriyle bağlantılı, birbirinden beslenen ve gelişen şarkılardı. Ama günün sonunda hepsi benim şarkılarım olduğu için bunları single yayınlamakta da üzücü bir durum görmüyorum. Kendi dinleyici kitlem net olarak var, beni kimlerin dinlediğine hakimim dediğim bir dönem olana kadar albüm yapmamaya karar verdim.

Mine

İçinize sinen fakat son anda yayınlamaktan vazgeçtiğiniz şarkılarınız oldu mu? Olduysa neden vazgeçtiniz?

Şu ana kadar yayımlamaktan vazgeçtiğim olmadı ama Başıma Gelenler’i net bir şekilde yayımlamama kararı aldım. İlk kez bir şeyin alt yapısına bu kadar emek verdim ve ne yaptıysam içime sinmedi. Çok fazla uğraşarak şarkıyı berbat ettim, içteki güzelliğini götürdüm gibi bir korku oluştu ve yayınlamaktan vazgeçtim. Sonrasında birkaç kişiden şu tavsiyeleri aldım “O sende bitmiş demek oluyor, şarkıyı berbat etmişsin gibi değil. Şarkıyı tamamladıysan at, fırlat ve kurtul ondan. Çok fazla hata yapma alanın olacak. Hiçbir şarkına dönüp baktığında çok güzel yapmışım demeyeceksin, ne hatalar yapmışım diyeceksin. O yüzden bunları da yaşa ve kurtul onlardan yoksa içine dert olur.” demişlerdi. İyi ki öyle yapmışım. Şu an baktığımda hiç şarkıyı berbat etmişim gibi hissetmiyorum.

“Gerin Bedenim” adlı şarkınızda Orhan Veli Kanık’ın Karşı şiirinden bazı dizelere rastlıyoruz. Neden bu şiir? Orhan Veli Kanık’ın Mine Özgüle’nin hayatında farklı bir yeri mi var?

Orhan Veli’nin o şiirini ilk okuduğumda şunu fark ettim. Ne anlamak istersen şiirde o var. Muazzam bir anlatım biçimi var bence. Bu kadar basit kelimelerle her taraftan bir şey gösteriyor olmak, anlatıyor olmak beni çok etkilemişti ve bütün şarkılarımda yapmaya çalıştığım şey Orhan Velinin bu şiirinde yaptığını düşündüğüm şey. Ya müzikle mutluluk versin ama sözler kasveti hissettirsin ya aynı konunun bir negatifini bir de pozitifini anlatsın. Çünkü gerçekten her konuda böyle bakıyorum hayata.

Mine Özgüle’nin çocukluk hayalleri nelerdi? Kendinizi nerede görüyordunuz?

Lisede hayalim şarkı söylemekti. Orkestradaydım. İlkokulda sürekli piyes yazıyordum. 4 kızdan oluşan bir grubumuz vardı. Hem Hepsi grubu olabiliyorduk, o konseri organize edebiliyordum hem de skeçler yazabiliyordum çok altyapılı olmayan. Ama bir yandan çok içine kapanık bir çocuktum. Hep yazmışım onları. Hiçbir zaman annemlere ben bir şey olmak istiyorum dediğimi hatırlamıyorum. Üniversiteye kadar tüm çocukluğumu da kapsıyorum, ben bir şeyler yazıyorum, şarkı söylemek istiyorum dememişimdir. Şu an insanın kendini bulması için muazzam bir evrende yaşıyoruz ama ben küçükken böyle değildi. Bunlar meslek değil herkesin yapmak istediği şeylerdi. Herkes şarkı söylemek, bir şey yazıp oynamak istiyor gibi bakılan durumlardı. Ben de farklı olmadığımı fark ettim ve içime kapandım. Çünkü oradaki farklılık beni cezbeden şeydi. O yüzden çocukluk alanımda çok dolanıyorum aslında. Lisede günlüğüme ben dizi yapmak istiyorum yazmışım. İnanamadım. Bana sorsanız dizi yapmak aklıma üniversitede geldi, o da bitirme projesine yaptığım için.

10 yıl sonraki Mine Özgüle’ye neler söylemek istersiniz?

Şu an yaşadığım hisleri hatırlamasını. Çünkü 10 yıl sonra hayatın beni nasıl bir noktaya getireceğini bilmiyorum ama kendine güvenmenin, inanmanın, inandığın şeyler uğruna emek vermenin, verdiğin emeklerin mutlaka bir şeye dönüştüğünü gördüğüm ve bunu anladığım bir dönemdeyim. Bu sebeple de kendine yatırım yapmanın ve onun karşılığını almanın inanılmaz iyileştirici bir etkisi var. Bu gerçekliği devam ettirmesini söylerim 10 yıl sonraki kendime. Her ne kadar gerçek olmak hayatımın amacı olsa da fark ediyorum ki bir şeyleri takınmam gerekiyor, sözsüz bir kural gibi. İstemeden bu da seni etkiliyor. Bunların beni hiç etkilememesini ve kendisi olarak devam etmesi gerektiğini söylerdim. Muhtemelen bundan daha çok şey yaşamış ve başarmış olacağım ve bunun bendeki tesirini bilmiyorum. Olur da bir şeyler beni değiştirip dönüştürdüyse buraya tekrar geri dönmek hiç zor değil demek isterim ona.

 

Şarkılarınızı yazarken süreç nasıl gelişiyor? Yazarken kendinizi en güvende nerede hissediyorsunuz?

Öncelikle her şarkının hatta her cümlenin bile yapımı farklı. Mesela Her Halim’in ikinci verse’ü olmayan kısım 2018’de yazdığım bir kısım. Ve o zamanlar “ben şarkı yapıyorum” dediğim bir insan olmadığım için telefon notlarıma yazdığım bir şeydi. Ağlıyorum yazıyorum, rahatlama aracım gibi. Ama ikinci verse’de çalışma masamda bir yetişkin gibi kapıyı kapatıp günlerce yazdığım, melodilerle aradığım sistematik bir çalışma ortamı vardı. Başıma Gelenler’i terapiden çıktıktan sonra yazmıştım Her Halim gibi. Gerin Bedenim’in şiir olmayan kısımlarını, piyanoda Gerin Bedenim melodisi çıkarken yaklaşık 10 saniye sürmüştü sözlerin çıkması. Yani bazı şeyler akıp gidiyor. Akıp gitmenin de güvenli bir alanı yok çünkü her yerde olabiliyor bu. O duygu yoğunluğundan dolayı akıp gidiyor çünkü. Ama üzerine çalışman gereken kısım bilgisayar başında gelişiyor. Akıp giden saniye belki ilhamın kendisidir, onun da bence yeri ve zamanı asla yok.

Bir Keresinde Tüm Seans Boyunca Sustum isimli projenizden ilham alarak soruyorum, sizce özgürlük nedir? Mine Özgüle özgürlüğü nasıl tanımlar?

Bu proje referans olarak verildiği için aklıma direkt seçimler geliyor. Çünkü uzunca bir süre kafayı şunlarla çok bozdum; yaptığım seçimleri ben mi yapıyorum, yaptığım seçimleri kim yapıyor, yaptığım seçimleri neden o şekilde yapıyorum? Aslında seçim yapmaktan nefret ediyorum, biri gelsin ve benim yerime seçsin istiyorum. İnsanın kendi hayatının sorumluluğunu başkasına verme arzusuna bakar mısın? Bu yüzden özgürlük belki de bu seçimleri başkasına verme arzusunun yok olmasıdır. Dünya senin gözlerinden ibaret. Sen nasıl hissediyorsan olduğun yer öyle aslında. O emeği kendine verdiğin an özgürlük başlıyor.

İlginizi Çekebilir: Nisan Ayı Etkinlik Takvimi #Ajanda

Röportaj
Sihirli Annem’in Ceren’i Gizem Güven Röportajı
Röportaj
Müzisyen Batu Akdeniz Röportajı
Röportaj
Instagram Fenomeni Simla Canpolat Röportajı
Henüz bir yorum yok.